İŞLETMEDE BİRİMLERE AYIRMA

İşletmelerde verimliliği arttırmak için işletmeyi birimlere ayırmak gerekmektedir. Bu birimler satın alma, satış, muhasebe, finans, sekreterlik, logistik, personel, istatistik, bilgi işlem, pr, ar-ge, planlama vb. gibi birimler olabilir.

Birimlere ayırma sayesinde personelde uzmanlık sağlanır. Birimleşmiş bir yapıda ihtiyaçlar, eksiklik ve zayıf yönler daha kolay görülür. İhtiyacı karşılayabilmek, zayıflığı giderebilmek için de; en öncelikli faktör onu tesbit edebilmektir.

Büyük ve çok personelli işletmelerde bunun uygulandığını görüyoruz. Fakat Hollanda’da ki işletmeler yapımıza baktığımızda, işletmelerde daha çok esnaf yapısı görmekteyiz. Esnafın tüm bu birimlere personel alabilmesi ekonomik açıdan çok zordur. Fakat bu birimler işlemediğinde de hiçbir zaman personel alabilecek duruma gelemiyecektir veya başka bir değişle esnaf çıtasından işadamlığı çıtasına yükselemeyecektir. Sözkonusu bu birimlerin işleri tek kişilik işletmelerde de vardır ve gözlemlerimizde genelde alışık olunan iş yapım şekli, önüne mecburiyet olarak çıkan, halledilmesi zaruri durumu oluşmuş işi halletmektir. Mesela; vergi bildirim günü geçmiş, vergi dairesinden cezalar gelmeye başlamıştır, mecburen muhasebenin bitirilme zorunluğu ve aciliyeti doğmuştur. Ödenmesi gereken çekler birikmiş, ikazların günü geçmiş, finans bölümü ile ilgilenme ve tahsilata çıkma zorunluluğı doğmuştur. Raftaki mal bitmiş bir kaç müşteriye “yokmuş, bitmiş” denildikten sonra farkına varılmış ve satın alma listesi ile ilgilenilmeye başlanılmıştır. Ve ayrıca, mesela; reklam ve tanıtım faaliyetleri ile ilgili vergi dairesinden veya başka bir kurumdan uyarı ve ceza gelmeyeceği için tanıtım planlama faaliyetine hiç bir zaman sıra gelmeyecektir.  Vb. şekilde bir metodla esnaflarımızın başarıyı yakalaması mümkün değildir.

Yapılması gereken nedir? Öncelikle esnafımız yanlız da olsa kendi kendini birimlere ayırmak ve zamanını her işe/birime zaman vererek dağıtmaktır. Öncelikli birimi ve en geniş zaman ayırması gereken ise planlamadır. Koşturmaktan düşünmeye bile zaman ayırmayan esnafımızın en önemli yapması gereken budur; planlama. Her hafta müşterisinin az olduğu saatleri ve zamanını zaten uğraştığı bu birimler/işler için önceden haftalık saatler belirleyerek, bu saatleri bu işlere planlı biçimde harcamalı ve böylece acil olma durumu oluşmasına engel olmalıdır. Yeterli sayıda olmasa da personeli olanlar da bu görev ve sorumlulukları, becerilerine göre personelleri arasında dağıtarak yüklerini azaltmalıdırlar. “Personelim var fakat bu tür görevler verecek personelim yok” diyenler ise uzman ve vasıflı personel alımına doğru gitmelidirler. Bunun maliyeti asgari ücretin üstüne çıkacaktır, fakat uzman personeller işletmeye sinerji oluştururlar ve vasıfsız personele göre kazandırma kat sayıları çok daha fazladır. Şu anki konumuzun dışında olduğu için buna daha fazla girmeyerek, ileri de değineceğiz.

Yalnızda olunsa işletmedeki işleri birimlere ayırarak, sanki ayrı ayrı kişiler yapıyormuşcasına yapmak, hepsine özel zamanlar vererek yapmak, hepsine ayrı ayrı klasörler oluşturarak takip etmek ve en önemlisi her gün yemek yeme ihtiyacı gibi bunu devamlı yapmak, deneyenlere bir müddet sonra işlerindeki gelişmeyi ve rahatlamayı gösterecektir.

Adem Tutucu

HOLLANDA’DA TÜRK TÜZEL KİŞİLİKLERİ

Göçün 41. yılındayız. Hollanda’da 1.569.310 adet tüzel kişilik (işletmeler-dernek ve vakıflar) var. Bunun 261.202 tanesini dernek ve vakıflar, diğer 1.308.108 tanesini ise işletmeler oluşturuyor. Bunlar 4.900 adet civarında farklı meslek-branş başlığında faaliyet gösteriyorlar.

Türkler ise 15 bin civarında tüzel kişiliğe sahip. 5 yıldır oluşturmaya çalıştığımız, adres veritabanımızdaki 8.000 adet adresi 15.000 adet adrese orantılıyarak ulaştığımız sonuçlar ise şöyle;

Türkler Hollanda genelinde 220 civarında farklı meslek-branş başlığında faaliyet gösteriyorlar. Dernek ve Vakıfların sayısı 1.200 civarında. 13.800 civarında ise işletme mevcut. Derneklerimiz Hollanda dernek ve vakıflarının binde 4,5′unu teşkil etmekte, işletmelerimiz ise Hollanda işletmelerinin % 1′ni.

Faaliyet gösterilen alanlara göre işletmelerin istatistiksel dağılım adet ve yüzdeleri,

1058 adet ile % 8′i import-export dükkanları,

1039 adet ile % 8′i insankaynakları işletmeleri

980 adet ile % 7′si bakkallar

949 adet ile % 7′si resturant ve cafeler

699 adet ile % 5′i pizzacılar

441 adet ile % 3′ü fırınlar

404 adet ile % 3′ü seyahat acentaları

378 adet ile % 3′ü sürücü kursları

351 adet ile % 3′ü kasaplar

335 adet ile % 2′i taksiciler

301 adet ile % 2′i marketler

272 adet ile % 2′i kuaförler

248 adet ile % 2′i mobilyacılar

226 adet ile % 2′i inşaat işletmeleri

217 adet ile % 2′i kahvehaneler

210 adet ile % 2′i barlardır.

Diğer 200 civarındaki meslek-branş başlıklarında faaliyet gösteren işletmeler ise %1′in altındadır.

Bu verilerin önemli olduğu ilgili kişi ve kurumların analiz yapmalarına ve planlamalarına katkıda bulunmak için elimizdeki verileri güncellemeler gerçekleştikçe daha geniş biçimde ulaştırmaya çalışacağız.

Adem TUTUCU

“TENEFFÜS ETTİĞİMİZ HAVA, OKSİJEN, AZOT VE REKLAMDAN MEYDANA GELMİŞTİR” ROBERT GUERIN

Havanın varlığını nasıl bilmekteyiz? Varlığını ve önemini bilmemiz durumundan sonra ne kadar süre gündemimizde kalabiliyor?

Havanın varlığını onu keşfeden kimyagerin duyurması ile bilmekteyiz. Biz normal insanlar kimyager değiliz. Havayı analiz edecek labaratuvar evimizde yok. Milyonlarca yıl önce yaşayanların barınaklarında da olmadı. Hava renksiz, kokusuz, görünmeyen bir varlık. Nefes alıp verirken farkında bile değiliz ve eski çağlarda kimbilir ne kadar insan havanın varlığını bilmeden yaşamını yitirdi. Kimyagerin havayı keşfetmesi, içeriklerini açıklaması ve yaşamdaki önemini ortaya koyması ve diğer insanlara iletmesi ile diğer insanlar havayı öğreniyor. Bir duyurma faaliyeti var. Bu duyurma faaliyeti işte reklamdır. Reklam duyurma faaliyetidir. Reklam malınızın kalitesi arttımaz, tek tercih edilen yapmaz, ambalajını en iyi duruma getirmez, satış sonrası hizmeti sunmaz, güveni ve güçü tek başına ifade edemez. Herşeyden önce reklamın bir satış elemanı olmadığını, reklamın duyurma faailiyeti olduğunu esnaf ve işadamlarımız unutmamalıdırlar. Duyurma ile bilinme oluşur. Tüketici bilmediği bir ürünü veya firmayı önce bilmesi gerekmektedir ki, satın alma eylemine doğru bir yönelme oluşsun.

Bir kez veya kısa bir süre duyurma da (reklam da) yeterli değildir. Bizler nasıl her nefes alışverişimizde havanın varlığını hatırlamıyorsak ve güncelliği-önemi gündemimizden hemen kaybolabiliyorsa (oysa yaşam için en önemli ihtiyaçımız), reklamla sağlanan duyuru da güncelliği kısa bir süre sonra kaybedecektir. Hedef kitlenin hafızasında duyuruyu (ürünü-firmayı) hep aktif de, ön hafıza da tutmak için duyuruyu sürekli tazelemek gerekmektedir. İnsan beyninin doğal yapısı unutma eğilimlidir ve bunu engellemenin tek çaresi sürekli tazelemektir.

Bir veya birkaç kezlik vereceğiniz reklam sizi tanıtmaya ve sürekli hatırlatmaya yetmiyecektir. Bir veya birkaç kezlik reklam ile sadece hedef kitlenizin, sizi farkında olmama durumundan farkında olma durumuna geçmesini sağlıyabilirsiniz. Hedef kitlenizin hakkınızda bilgilenme, sizi veya ürününüzü kabul etmemiş durumdan kabul etmiş duruma geçme, ürününüz ve firmanız hakkında ikna olma ve daha sonrasında satın alma eylemine geçme safhaları için bir hayli süreye ihtiyaç vardır. Kısa süreli planlanmış reklam ve tanıtım faaliyeti ile hedef kitlenin bu evreleri yaşamasını gerçekleştirmek pek rastlanır değildir.

Adem TUTUCU

REKLAM, PAZARLAMA VE SATIŞ DEĞİLDİR. GÖREVİ HABERLEŞME SAĞLAMAKTIR.

Esnaf reklamdan pazarlama elamanı gibi satış yapmasını beklemektedir. Reklam verip bu beklentisi yerine gelmeyen esnaf reklam vermekten vazgeçmektedir. Konuya doğru bakılmadığından bu işletmeye zarar vermektedir. Hani bir ata sözü vardır ya; “elçiye zeval olmaz.” İşte esnaf reklamı elçi olarak görmeli ve olumsuz netice alındığında bunun faturasını reklama çıkartmamalıdır. Elçinin uslubu mesaj götürdüğü kişiye uygun değilse, konuyu eksik anlatmışsa bu elçinin yanlış seçilmesinden (yapılmasından) kaynaklanan bir hatadır. Başka bir deyişle esnafın reklamın iyi planlanmasına izin vermemesinden kaynaklanan bir hatadır. Zıttı durumda elçi ne kadar işini iyi yaparsa yapsın, götürdüğü mesaj hadsiz bir mesajsa, mesaj gönderen kuruma piyasada güven duyulmuyorsa, ürünün kalite-fiyat dengesi uyumlu değilse, satış sonrası sorunsuz hizmetine inanılmıyorsa, elçinin kalitesi netice almaya yetmiyecektir.

Reklam “unutturmamak” görevi yapar. İnsanın doğasında unutmak vardır. Beyne yeni veriler girdikçe eskiler ve özellikle beyne kazınmamış bilgiler unutulmaya yüz tutar. Unutulmayı engellemenin tek yolu ise sürekli hatırlatmaktır. Bir işletme için bunu yapabilecek yol reklamdır.

Reklam bilgi verir ve kıyaslamayı sağlar. Bir an reklamın yokluğunu düşünelim. Tüketici ciddi şekilde bilgilenme, kıyaslama ve seçme kararsızlığına düşecektir. Tercihde ciddi şekilde zorlanacaktır.

Reklam neticelerini ve satışların artıp artmadığını ölçmenin metodu satışların hem aylık ve hem o ayların daha önceki yılların aynı ayları ile satış grafiklerinin karşılaştırılması iledir. Gelen müşteriye soracağınız; “hangi reklama bakıp geldiniz?” sorusu sizi yanıltacaktır. Belki o müşterinin aklında 1 yıl önce yaptığınız bir reklam-tanıtım faaliyeti sonucu kaldınız ve sizin yerinizi öğrendi. Bugün dükkanınıza geldi ve 1 yıl önce sizi nerden tanıdığını unuttu ve hiç kimse; “hangi reklamı nerde gördüğümü beynime kazıyayım, 5 ay sonra veya 2 yıl sonra bunu bana sorarlar, aklımda tutayım” demez. Bugün de siz ona, şu an yaptığınız reklamların hangisinden geldiğini anlamak için; “hangi reklamda görüp geldiniz?” sorusunu yönelttiniz. Tabiki cevabı; “bir reklamda görüp gelmedim.” olacaktır. Siz de bu cevapları alınca reklamı kestiniz. Oysa devamlı aylık bazda müşteri sayınızı ve ürün kalemleriniz bazında satışlarınızı istatikleyebilseniz ve bunu yıllar boyu sürdürseniz faydayı veya faydasızlığı görmeniz daha gerçekçi olacaktır. Bunu yaptığınızda, bu istatistikleri gözlemlediğinizde faydasızlık durumu ile karşı karşıya iseniz yanlışı ve aksaklığı tesbit etmeniz ve tebrini almanız çok kolay ve hızlı olacaktır.

Reklam malınızı ucuzlatır. Evet, tüm yukarıdakileri ciddi değerlendirdiğinizde, reklam haberleşme vazifesini iyi yaptığında, işletmede de satışı destekleyen diğer eksiklikleri tamamladığınızda, ölçüm metodunuz da yanılmadığınızda reklamın satışa dolaylı katkısını göreceksiniz. Satış artacaktır. Satışın artması demek sizin o ürünü satın aldığınız yerden daha çok almanız demektir. Ürünü daha çok aldığınızda sizin pazarlık yapabilme gücünüz artacak veya daha yüksek kotalara girerek malı daha ucuza alacaksınız. Dolayısı ile müşterinize rakiplerinize oranla daha ucuza mal sunabileceksiniz. Siz daha çok ürün aldıkça mal aldığınız yer daha çok hammadde alacak ve böylece malın üretim maliyeti de düşecektir. Reklam bu döner çarka yakıt vazifesi görecek ciddi bir faktördür ve malınızı ucuzlatmak için önemli bir etkendir.

Tercih sizin.

Adem TUTUCU

REKLAM VERDİM, HİÇ MÜŞTERİ GELMEDİ?

Esnafa ve işadamlarına sorduğunuzda reklamı hepsi önemli bulur. Fakat reklam vermesi istendiğinde “Reklam verdim, hiç müşteri gelmedi, Hiç fayda görmüyorum” der.

Bu söylemi değiştirmek ve verimli reklam yapabilmek için reklamla ilgili dikkat edilmesi gerekenleri dile getirmek istedik.

Reklam yapmadan önce zaman ayırıp düşünmeniz ve cevaplamanız gereken bazı sorular vardır. Bu sorulara verilecek cevaplar reklamın stratejisini ve üretim taktiğini ortaya çıkarır.

  • Vereceğiniz reklamın amaçı nedir, bilgi vermek mi, ürünü hatırlatmak mı, yoksa almaya ikna etmek mi?
  • Gerçek amacınız ürünü mü yoksa firmanızı mı reklam etmektir?
  • Ürünün ya da hizmetin tam tarifi, özelliklerinin tanımını nasıl yapılır?
  • Ürün tüketiciye ne yarar sağlıyor? Bu ilanda ürünün yararı nasıl kanıtlanacaktır?
  • Sunulacak ürün veya hizmetin müşterisi kimdir, çocuklar mı, gençler mi, ev hanımları mı, erkekler mi, işyerleri mi?
  • Ürün hangi gelir grubuna hitap etmektedir?
  • Reklam müşterinin duygularına mı yoksa mantığına mı seslenecektir?
  • Rakip ürünler için yapılan reklamların özellikleri nelerdir? Rakip ürünün piyasadaki olumlu ve olumsuz yanları nelerdir, piyasada ki güveni nasıldır?
  • Reklamın hacmi ne olmalıdır? Bu hacim düşündüğünüz bütçeye göre mi, yoksa verim alabilmek için anlatılması gerekenlerin sıkışmadan sığacağı, karışık gözükmeye sebep olmayacak bir hacim mi olmalıdır?
  • Devamlılık konusunda ne kadar kararlısınız? Gerçek bir bütçe hesaplaması yaptınız mı? Yıllık bir bütçeniz varmı? Yoksa rastgele reklam verme anlayışınız mı var?
  • İlanın sonuçlarını aylık satış artış grafiği çıkartarak ölçebilecek bir muhasebe sisteminiz var mı? Yoksa gelenlere; “hangi reklama bakıp geldiniz” diyemi soruyorsunuz?
  • Müşterilerinizden firmanıza bakışları hakkında bilgi alabileceğiniz bir anket, araştırma sisteminiz var mı?
  • Vb.

gibi genel soruların cevaplarını verdikten sonra;

Çarpıcı, doğruyu gösteren, özgün, ilgi uyandırıcı, dikkat çekici, güçlü anlamlı sözcüklü, ispatlanabilir, kolay anlaşılan, halk dilinde olan, ürünün en önemli özelliğini veren, bir yarar vadeden, metin ve resimle uyumlu, olumsuz anlam ifade etmeyen, kolay okunan yazı karakterli bir başlığınız varmı? … (BAŞLIK)

Devamındaki metin ürünün ilgi çekiciliğini sağlıyormu? İlginç mi? Dil kolay anlaşılır basitliğinde ve akıcı mı? İnandırıcımı? Olumlu mu? Tüketiciyi alma eylemine geçirme amacına göre mi yazılmış? Ürünün diğer üstünlükleri ve özellikleri sıralanmış mı? Başlıkdaki fikir ve delilleri açıklıyor ve destekliyormu? İstek ve arzu uyandırıyor mu? Gereksiz sözler ve cümlelerden arındırılmış mı? Abartılmış satıştan uzak mı? … (METİN)

Uzun süre belleklerde kalabilecek sık sık değiştirmediğiniz bir sloganınız var mı? Bu ürünün en önemli özelliğini yansıtıyor mu? Farklılık vurgulaması var mı? Yapılan işi anlatıyor mu? Kolay hatırlanabiliyor mu? Başkalarınınkinden farklı mı? Kazandırdığı yarar ifade ediliyor mu? Merak uyandırıyor mu? Kısa mı? … (SLOGAN)

Sözcüklerin ifade edemiyecekleri resme sahipmisiniz? Resim farklı özellikleri ortaya koyuyormu? Reklamın diğer öğeleri ile uyumlumu? İstek uyandırıyor mu? İnandırıcı mı? Doğru mu? Kolayca anlatıyor mu? Başlık, metin ve sloganı okutabilmek için merak uyandırıyor mu? … (RESİM)

Tasarım dağınık mı? Sıkışık mı? Renk, yazı, resim uyumları iyi mi? Birlik ve bütünlük görüntüsü var mı? Gereksiz gösteriş ve bilgiler atılmış mı? Sade mi? Resimlerin büyüklükleri birbiri ile uyumlumu? … (TASARIM)

Unutulmaması gereken diğer bir kaç husus ise rakibini kötüleyen reklamlar, taklit olarak yapılan reklamlar kötü puan alacaklardır.

Bunların hepsini yaptınız ve çok da başarılı yaptınız, bu yine de satışlarınızın artması için yeterli değildir. Hiç bir reklam satışı tek başına arttırmaya ve gerçekleştirmeye yeterli değildir. Eğer tüm pazarlama faaliyetleri, müşteri hizmetleri, ürünün kalitesi, ambalajı, dağıtımı, fiyatı, firmanıza duyulan güven, satış sonrası hizmet. vb. reklam dışındaki diğer ilgili etkenler olması gereken düzeyde değilse, satışlarınız yinede artmayacaktır. Tüm bunları iyileştirip bu bilinç ile uzun süreli reklamlar verdiğiniz de farkı göreceksiniz.

Adem TUTUCU

TAKDİR EDEN YÖNETİCİ

Yönetici başardığı işlerden ve projelerden dolayı çevresinden takdir bekler. Aynı takdiri yerine getirdiği işlerden dolayı personelde bekler. Yönetici hiç bir zaman kendi beklediği takdiri personeline karşı unutmamalıdır.

Daha ilkokul yıllarından alışık olduğumuz, ödevlerimizi yaptığımızda öğretmenimizin, defterimizin bir köşesine yıldız koyduğunda veya aferin yazdığındaki mutluluğumuz, insanoğlunun her yaş döneminde isteyeceği ve tatmayı arzulayacağı bir mutluluktur.

Takdir edilme duygusu personeli kamçılar ve işlerini daha yüksek bir verimlilikle yapmasını sağlar. Personeliniz yanlızken, personelinizin yaptığı işi ve verimliğini denetlemeniz mümkün değildir. Personel kendi kendisinin deneticisidir. Bu durumda personelin yöneticisinden aldığı motivasyon önemlidir. Personelin “Aman boşver.” ile “Yav biraz daha gayret edeyim, şunuda bitireyim.” arasındaki tercihini yöneticisinin tavrı ve vereceği motivasyon belirlemektedir.

Yönetici başarılı personelini ödüllendirmelidir. Eğer maddi bir ödül verilemiyecekse, bir toplantıda diğer personelin önünde teşekkür etmek veya bir takdir yazısı vermek gibi maliyet getirmeyecek şekilde bu yapılabilinir. Her başarılı işte bu gerçekleştirilmelidir. Personel arasındaki, iş başarma ve iş bitirme rekabeti de bununla doğru orantılı artacaktır.

Bu hislerin karşılanmaması yöneticinin yararına değil zararınadır.

Adem TUTUCU

YÖNETİCİNİN BAŞARISI ZAMAN YÖNETİMİ İLE GELİR

Peşin peşin kargaşayı, stresi, çatışmayı kabul etmiş bir yönetici düşünememekteyiz. Fakat zamanı yönetmeyen, zamanı yönetmeyi düşünmeyen, zamanı yönetmeye çabalamayan yöneticiler bu durumdadır. Zaman yönetimini öğrenmeyen yönetici bir zaman sonra “STRES YÖNETİMİNİ” öğrenmeye mahkum olur.

Zaman yönetimi ile yönetici, iş stratejilerini ve diğer düşüncelerini geliştirecek zaman bulur. Başarısı için bu iş stratejilerini, düşüncelerini geliştirmek, planlama yapmak ve bunlara zaman ayırmak şarttır. Oysa bir çok yönetici “GÜNÜ KURTARMA” ile zaman geçirdiklerinden, sadece o günün sorunları ile o gün meşgul olduklarından, yarınları da sadece günlük sorunlarla meşgul olmakla geçecektir. Oysa yarınlarda önüne gelebilecek sorunları görebilecek ufku olan ve sorunların önüne gelmesini engellemek için bugün bir şeyler yapan kişi, yarınlar da zirveye tırmanmakta olduğunu gözlemleyecektir. Başarmak için yönetmek, yönetmek için plan yapmak, plan yapmak için de zaman gereklidir. Fakat gününü “GÜNÜ KURTARMA” ile geçiren yöneticiler zaman fakirleridir.

Konunun diğer bir boyutu da kendi zamanını yönetemeyen birinin personel yönetmesi ve verim alması da imkansızdır.

Adem TUTUCU

ZAMAN KULLANIMINDA KÜÇÜK BİR ÖLÇEK

Zaman konusunu anlatan klasik bir hesap vardır. Her sabah banka hesabınıza 86.400,- euro olacak ve bunu siz istediğiniz gibi harcayabileceksiniz. Fakat dikkat edilecek bir konu var. O gün harcayamadığınız kısım ertesi güne devretmiyor. Ertesi sabah hesabınızda yine 86.400,- euro var. “Dünden de 50.000,- euro vardı, onunla birlikte 136.400,- euro oldu.” yok. Harcayamadığınız kısım yok oluyor ve ertesi sabah yine hesabınızda 86.400,- euro var. Hal böyle olunca bunun üzerine arttırabilme olasılığınız yok. Buradaki 86.400 bize her gün verilen ve o gün tüketmemiz zorunlu olan 1 gündeki yani 24 saatteki saniye sayısıdır. Her gün 24 saatimiz vardır ve bunu 25 veya 40 saate çıkarabilmeye olanak yoktur. O halde yapılması gereken; her günkü 86.400,- euro’yu veya 86.400 saniyeyi nasıl daha verimli kullanırız? sorusuna yanıt bulmaktır.

ACİL

ACİL DEĞİL
ÖNEMLİ 1.kare
* Çözüm bekleyen sorunlar
* Süpriz sorunlar
*
*
*
2.kare
* Planlama
* Önlem alma
* Eğitim
*
*
ÖNEMLİ DEĞİL 3.kare
* Çatkapı gelen herhangi misafirler
* Amaçsız telefon görüşmeleri
* Hemen yapılması istenilen işler
* Popüler faaliyetler
*
4.kare
* Boş işler
* Gereksiz TV izleme
* Gereksiz chat’leşme
*
*

Bütün yaptığınız işleri bu karedeki yerlerine koymaya çalışın. 1. ve 3. karedeki işler bazen bizi başımızı kaşıyamaz duruma getirmektedir. Bazende 1. ve 3. karedeki işlere tepkimizden, sıkıntı ve stresimizden dolayı yarına devredemediğimiz vaktimizi 4. karede bolca harcarız. Yani 1. karede “önemli-acil”, 3. karede “önemli değil- acil” ve 4. karede “önemli değil-acil değil” durumlarda vaktimizi geçiririz. Oysa başarıyı yakalamak, stresten uzak verimli günler geçirmek için vaktimizi 2. karede yani “önemli-acil değil” durumda geçirmemiz gerekmektedir. 2. karede harcadığımız zaman arttıkça önümüze gelen acil ve stresli işlerde kesinlikle azalacaktır.

Adem TUTUCU

YÖNETİCİNİZE DAVRANIŞLARINIZ

Yöneticiniz size olumlu bir psikoloji ile baktığı zaman işinizi yapmanız kolay olacaktır. Eğer yöneticiniz gayretlerinize saygı duymuyorsa, bunu bilmeniz, psikolojinizi işinizi yapamaz duruma sokacaktır. O halde onun size pozitif bir bakış ile bakmasını sağlamalısınız.

Sizin sadakat, samimiyet, sebat ve azimle kendi kendinize çalışıyor olmanız yeterli değildir. Yöneticiniz bunları görmüyor olabilir. Her fırsatta bunları göstermeli ve belli etmelisiniz. Yani işinizi yaptığınızı her fırsatta göstermelisiniz. O zaman yeri doldurulamayacak biri olursunuz. Eğer yöneticinize maliyetiniz, kazandırdığınızdan fazla ise, büyük ihtimalle size yol gözükecektir. Bunun için işletme ve kuruma ne kazandırdığınızın hesabını sürekli yapmalı ve kazandırdığınızı göstermelisiniz. Yöneticinizi somurtkan yapan şeyleri tesbit edip, bunlardan sürekli kaçınmalısınız. Yöneticinizi sevmek zorunda değilsiniz, fakat yöneticinize saygı göstermelisiniz. Ona nazik davranmalısınız. Oda aynı naziklikle yanıt vermek zorunda kalacaktır. Yöneticinizin amacının veya amaçlarının neler olduğunu öğrenmelisiniz ve bu amaçlar doğrultusunda hareket etmelisiniz. Personelinin hedeflerini paylaştığını görmek onu mutlu edecektir. Yöneticinizin vereceği önemli kararlardan haberdar olun ve ona bu kararlar için yardımcı olacak lehte ve aleyte bilgiler temin edip sunun. Bu sizi önemli biri yapacaktır.

Yöneticiniz sizin özel problemlerinizden sorumlu değildir. Özel problemlerinizi evinizde bırakmalısınız. Eğer bir konuda yöneticinizden yardım istiyorsanız, tüm kaynaklarınızın tükendiğini ona göstermelisiniz. Yöneticinize iş fikirleri iletirken olumluların yanında olumsuzluklarıda iletin. Fikirlerinizi yöneticinizin itibar edeceği kaynaklardan toplayacağınız bilgilerle kuvvetlendirin. Yöneticinizin gizli kalmasını istediği bilgileri en yakınlarınıza dahi söylemeyin. Görevlerinizi zamanından önce bitirmeye gayret edin. Yöneticinizin mükemmel olmasını beklemeyin, hatalarını nazikçe kabul edin. Bu onu etkiliyecektir. Yönetiniz büyüklük gösterdiğinde ise uygun bir fırsatta kendisini yüceltin. Dürüst olduğunuzun bilinmesi ve inanılması için dürüst olun. Dürüst olduğunuz zannını verme çabalarınız farkedilecektir. Yöneticinize hayır demek zorunda kalırsanız, bunun hem kendisi hem iş için faydalı olacağına inandırarak yapın. Uzman olduğu alanlarda ondan her zaman öğütler alın. Görünümünüzü işletme ve kurumunuzun görümüne ve prestijine uygun seçin. Yöneticinizde sık sık görmek istediğiniz davranışlara iltifat edin. Yöneticinize bağlılığınızın, yöneticiniz için, sizin kim olduğunuzdan daha önemli olduğunu unutmayın. Düzenli ve düzenle işinizin başında olun.
Tabii ki yöneticinizle ilişkiniz hakkında ki yazılar ve bilgiler çoğaltılabilinir. Fakat yarım sayfayı aşmayan yukarıdaki konuları anlamanız, dikkat ve özen göstermeniz, yöneticinizle olan ilişkilerinizde gelişim göstermenize ciddi katkıda bulunacaktır.

Adem TUTUCU

TAKIM ÇALIŞMALARINDA ÖNEMLİ HATALAR

Takım anlayışı ile çalışan kurum ve işletmelerin takımlarda dikkat etmeleri gereken konular vardır.

Takımlar liderleri olmasına rağmen aslında kendi kendilerini yöneten yapılanmalardır. Bu yüzden takımlar temel yönetim ve liderlik becerilerini geliştirmeyi ihmal etmemelidirler. İnsan sürekli kendini geliştirebilme özelliğine sahip bir varlıktır. Dolayısı ile yönetim becerilerini de sürekli geliştirebilir. Özellikle takımlarda bunun önü kesilmemeli ve sürekli teşvik edilmelidir.

Takımlarda zayıf eleman seçimine göz yumulmamalıdır. Bu diğer elemanların işlerini, hızlılıklarını ve verimliliklerini yavaşlatır. Bu zayıf elaman diğerlerine ayak bağı olur.

Takımlarda beklentileri ve karşılıklı olarak belirlenen hedefleri tartışmama durumu boşluk ve hedefe kilitlenememe durumuna yol açar. Takım üyeleri hedef tahtasındaki onikiyi göremez, ya da bulanık görür.

Takım elemanlarının eğitim ve gelişim ihtiyaçlarına göz kapama da hızla gelişen dünyada kendilerini yenileyememelerine yol açar.

İşletme ve kurumda takım kurma faaliyetlerini desteklememe ve savunmama uyumlu çalışma atmosferinin yakalanmamasına neden olur.

İnsanlar sevdikleri ve akıllarına yatan işlerde başarı sağlarlar. Takım elemanlarını katkı sağlıyabilecekleri işlere girmekten alıkoyma başarıya ulaşmama riskini arttırır.

Takıma geribildirim sağlamama ve takımdan geribildirim almama durumu kurum ve işletme için en önemli başarı faktörleri olan iletişim ve denetim faaliyetlerinin gerçekleşmemesine yol açar.

Rekabet ve ihtilafın kontrolden çıkmasına izin verme zararlı çatışmaların oluşmasına veya onların hepsini birden ortadan kaldırmaya çalışmak da tatlı yarışa engel olur.

Takımı ödüllendirmeme, teşvik etmek için bir başkasına bağımlı olma ve bunu gerçekleştirememe durumunda takımda motivasyon eksikliği oluşur.

Gerekli uyumu sağlayamamış ve takım çalışmasını bozan elemanlar üzerinde, hatır, iyi niyet, vefa gibi konulardan dolayı ısrarcı olma diğer takım üyelerinin zararlı davranışlara girmesine yol açar.

Başarı için, özellikle bu sorunları takımlardan uzak tutmak gerekmektedir.

Adem TUTUCU